Çağrı Sinci ile Söyleşi

Söyleşi: Elif Şeyda Doğan

Türkiye’de rap müziğin yalnızca bir janr değil, bir anlatı biçimi olduğunu hatırlatan isimlerden biri olan Çağrı Sinci, diskografisi boyunca dinleyicisini toplumsal meselelerle bireysel huzursuzlukların kesiştiği hatta davet etti.
Bu söyleşide sanatçının sessizlik hakkından rap dilinin geçirdiği dönüşüme, yazma refleksinden algoritmalar çağında üretmenin sınırlarına kadar uzanan meseleleri Çağrı Sinci ile konuştuk.

Çağrı Sinci: “En kârlı olanın en makbul sayıldığı bu dönem, yasaktan daha kötü.”

Türkiye’de sanatçılardan, toplumsal olaylar karşısında ses çıkarması ve “doğru yerde durması” bekleniyor. Bu beklenti seni nasıl etkiliyor, sence sanatçının sessiz kalma hakkı var mı?

Bence sanatçının tek sorumluluğu içinden geldiği gibi davranabilmesi. Fakat zor. 

Bugün Türkiye’de sanatın karşı karşıya olduğu politik sınırlar ve baskı ortamı, rap’in protest dilini sence nasıl dönüştürüyor? Bu durum yazdığın sözleri paylaşma kararlarında nasıl bir rol oynuyor?

Politik sınırlardan ziyade tabana yerleşmiş neo-liberal ahlak (sızlık) rap’in dilini değiştiren en temel unsur. Söz konusu sınırlar ve baskı hep vardı. Yasaklanan başlıklar değişti ve arttı. Doğal olarak en başından beri oto-sansürü içselleştirerek ilerledik. Bu bazılarımızın sembolizmini güçlendirirken bazılarımızı tavizkar bir çizgiye taşıdı. Fakat en kârlı olanın en makbul olduğu bu dönem ; acınası tipler ve söylemler yarattı.  Bu yasaktan daha kötü. Yasak sınırını sanatla az da olsa aşabiliyorduk. 

Özellikle son dönem Türkçe rap’te güç ve sertliğin kadın bedeni üzerinden kurulduğu bir dil öne çıkıyor. Toplumsal cinsiyet dili, şarkı yazma sürecinde senin için bilinçli olarak ele aldığın ya da bilerek uzak durduğunbir mesele mi?

Elimden geleni yapıyorum, bazı tabirler artık ne yazık dilimize yerleşmiş. Söylerken anlamını kastetmeden söylüyoruz. Bu bir savunma değil itiraf. Ama bu anlayışı rap’le sınırlamak haksızlık olur. Hangi camiada muhatabına hakaret etmek için kadın aile fertleri hakkında kötü laflar edilmiyor ki?

“Tırıvırı bi şarkı yazayım herkes dinlesin diye başlıyorum, konu Baudrillard’a geliyor.”

Rap müziği hayatını kazandığın bir iş olarak düşündüğümüzde, ticari kaygılar, bir sözün daha geniş bir karşılık bulması ihtimali, söylemek istediklerini, tarzını ve tavrını etkiliyor mu? Daha geniş bir dinleyiciye hitap etmeye çalışırken, sözünü ve ifade özgürlüğünü korumak sence ne kadar mümkün?

Denedim ama başaramadım 🙂 Hadi tırıvırı bi şarkı yazayım herkes dinlesin diye başlıyorum konu Baudrillard’a geliyor 🙂 Farklı bir isim ve personayla öyle boş şarkılar yapmaya çok heves ediyorum ama Çağrı Sinci adıyla artık olmaz sanırım.

Spotify, TikTok ve YouTube gibi mecraların müzik üretimini belirgin biçimde şekillendirdiği bir dönemdeyiz; algoritmalar, bir şarkının kısa video ya da reels sesi olarak dolaşıma girmesi çoğu zaman kaderinibelirleyici oluyor. Bu dinamikleri hesaba katmak, bugün müzik üretimi açısından sence ne ölçüde gerekli?

Üretici olarak tüketim alışkanlıklarını elimizden geldiğince dikkate almalıyız fakat tek kriterimiz bu olmamalı diye düşünüyorum. 

Yazma refleksin senin için nasıl bir yerden çalışıyor; şarkı yazma ihtiyacı hayatında hangi anlarda ve nasıl ortaya çıkıyor. Yaz(a)madığın dönemler senin için ne ifade ediyor?

Genelde dertleşmeye benzer bir yerden şarkı yazmaya başlıyorum. Fakat çok iyi bir beat beni kendi duygusuna da sokabiliyor. Yazamadığım dönemler genellikle aynı şeyleri yazdığımı fark edip bilinçli olarak ara verdiğim dönemler oluyor. 

Kolay tüketilemeyen şarkılar, serbest bırakılan anlamlar

Sahnedeki MC olarak tanıdığımız Çağrı Sinci ile müziğin ve kamusal alanın dışında, evde yalnız kaldığında deneyimlediğin hâlin arasında nasıl bir mesafe var; birbirini besliyor mu, yoksa bilinçli olarak ayrı mı tutarsın?

Sahnede başka birine dönüştüğümü söylüyorlar ama bunu bilinçli yapmıyorum. Self monitörümü çok nadir açıyorum beni yoruyor. Her kulvarda kafama göreyim. İyi bir şey mi bilmiyorum sanırım değil. Sahnedeki Çağrı’yı sokaktaki gözlem ve biriken duyguları besliyor. 

Tüketim hızının çok arttığı bir dönemdeyiz; müzik de çok hızlı üretiliyor ve tüketiliyor. Bu hız, senin üretim sürecinde üzerinde bir baskı yaratıyor mu? Müziğinin “yaşlanmaması” isteği, üretim anlayışının neresinde duruyor?

Ne mutlu bana ki formülümdeki bir malzeme müziğimi kolay tüketilemez yapıyor. Sanırım bu malzeme “his”. Şarkılarım yayınlandıktan en az 4-5 sene sonra ciddi anlamda dinlenmeye başlıyor. Bunu fark ettiğimden beri rahatım. 

Bir şarkı yayımlandıktan sonra artık senden çıkıyor ve dinleyicinin alanına giriyor. Sözlerinin nasıl anlaşıldığı ya da nerelere çekildiğiyle ilişkin nasıl; kontrolü bırakmak senin için zor mu?

Eskiden zordu, artık değil. Neye ihtiyaçları varsa öyle anlasınlar. Bazen ne anladıkları değil de kelimeyi yanlış anlamaları biraz rahatsız ediyor. Böyle durumlarda sevgili Ataol Behramoğlu gibi doğrudan müdahale ediyorum 🙂 

CosmicZion Zine’le konuştuğun için teşekkür ederiz. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Rica ederim, davet ettiğiniz için ben teşekkür ederim.

CZZ WORKS
Uluslararası bağımsız yayın