Hav Hav! Söyleşisi

Söyleşi: Elif Şeyda Doğan

Alternatif rock ve garaj müziği türlerinde üretim yapan Hav Hav!, yer yer sertleşen, yer yer akışkanlaşan sound’uyla dinleyiciyi içine çeken bir dünya kuruyor. Bu dünyanın arkasında ise her biri parçaya başka bir katman ekleyen isimler var: vokal ve gitarda Mert Tugen, davulda Ozan Uzunsoy, bas gitarda Emir Aktunç ve gitarda Caner Akcan. Ortaya çıkan müzik, grubun ortak enerjisinden beslenen dinamik bir ifade alanı açıyor.

Czz, Hav Hav!’ı çok merak etti, sorular sordu. Mert Tugen yanıtladı.

Okurken Hav Hav! dinlemeniz önerilir.

Fotoğraf: Okan Çimen

“Gerçek duygular şakalarla gizlenmeli.”

Coğrafya müzikte (de) kader midir diye sorarak başlayalım.

Öyle de denebilir ama bu sadece olumsuz bir çağrışım yapmıyor benim kulağımda. Tabii ki Amerika ya da İngiltere müzik sahnesinde çok daha kolay dinleyici ve sahne bulabilirsiniz kendinize ya da çok daha basit bir yerden bakarsak, iyi ekipmanları normal fiyatlara alabilirsiniz ama biz başka bir gerçeklikte yaşıyoruz ve kaçıp gitmeyi ben şahsen bir çözüm olarak görmüyorum. Bana bu noktada olumlu çağrışım yapan şeyse şu, yapmaya çalıştığımız şeyi burada, böyle bir dönemde bu dilde, burada yaşayan insanlar için yapıyor olmak. Bu kadar zor koşul içerisinde hala bir sürü kreatif insan iyi şeyler çıkarmaya çalışıyorlar. Ben bunu çok değerli buluyorum.

Bugünün müzik sektöründe “bağımsız müzisyen” olmak ne anlama geliyor?

Kimseye hesap vermemek olabilir öncelikle. Yapmak istediğimiz müziği yapmak istediğimiz şekilde yapıyoruz. Diğer taraftan görünür olmak için gün geçtikçe daha çok kendinizden ödün vermeniz gerekiyor. Çalacak yer bulmakta, festivallerde yer almakta zorlanabiliyorsunuz.

Mert, senin illüstratör ve animasyon sanatçısı kimliğin grubun görsel dilini doğrudan besliyor. Hav Hav! senin için müziğin görselleştiği bir alan mı, yoksa görsellerin müzikleştiği bir yer mi? Hangisi hangisini tetikliyor?

İkisi de iç içe aslında. Zaman zaman yer değiştiriyor. Bazen sadece yazarak düşünüyorum, bazen tam tersi. Çabuk sıkılabilen biriyim yaptığım şeylerden. O yüzden bu farklı disiplinler arasında dönüp durmak iyi geliyor bana.

Hav Hav! şarkıları en iyi nerede, hangi ruh halindeyken dinlenmeli?

Bunu aslında dinleyenlere sormak lazım ama bir cevap vermem gerekirse biraz sarhoş bir şekilde eve dönüş yolunda güzel gidebilir.

Fotoğraf: Okan Çimen

“Mezarımda Parti Var” ve “Ölücem Bugün” gibi şarkılarda ölüm veya bitiş temalarını aşırı dinamik, neredeyse dans ettiren bir müzikle veriyorsunuz. Tiye aldığınız karanlıkları konuşalım.

Ben kendi hayatımda ciddi şeyleri oturup rahat rahat konuşabilen birisi değilim. Gerçek duygular şakalarla gizlenmeli. Bu temaları da seviyorum. Zaten biraz kaygılı da bir insanımdır çoğu zaman. Bir de punk müzikte de sık işlenen motifler bunlar. O yüzden yaparken, sevdiğim müziklerin dinlemek istediğim yeni versiyonlarını yapıyormuşum gibi hayal ediyorum bazen.

“Böyle sert bir endüstri içinde tek başına Don Kişot gibi kendine bir yer açmak bana büyüleyici geliyor.”

Şarkılarınızda “Aptal Duygular”dan, “Polaroid Platonik”likten bahsediyorsunuz. Bu şarkılarda sevilen kişiye tatlı bir bağlılık duyuluyor. Hav Hav! romantizmi nerede duruyor, aşka bakışınız nasıl?

Aşka bakışımı sormayın. Bu konuları anlatmakta ve anlamakta hiç iyi değilim ama genel olarak hem kendi ergenliğim hem de büyüme hikayeleri üzerine düşünmeyi ve tüketmeyi seviyorum. Submarine (2010) diye bir film var, aklıma hep ondan bazı sahneler geliyor böyle şarkılar yazarken. Hatta Arabama Bin’de sadece bu filmi düşünüyordum gibi bir şey.

“Sanırım Anksiyete” ve “Uyumam Lazım” şarkıları kaygılıyken, uykusuzken, yani genelde, saran şarkılar. Hav Hav! pandemide başlayan bir müzik grubu, hepimiz kaygılı ve uykusuzken. Bu haller Hav Hav!’ın yaratıcı motoru mu, yoksa bunlardan kaçma yöntemi mi?

İkisi de. Başımın tatlı belaları, ayrılsak da beraberiz, ne onlarla ne onlarsız…Hem ödül hem de bir çeşit lanet bence.

Anksiyeteyle son dönemde aranız nasıl?

İnişli çıkışlı diyelim.

Müziğinizde çok belirgin, kirli ve retro bir lo-fi, egg punk, surf rock esintileri var. Aşırı steril ve “over-produced” dijital müziklerin yapıldığı bu dönemde, bu sound’u korumak sizin için bir müzik estetiği mi, protesto mu?

Yine ikisi de diye cevap vereceğim ama oturup bunu bazı şeyleri protesto etmek için yapacağız gibi düşünmüyoruz tabii. Böyle kayıtlar bana hep daha samimi, gerçek geliyor. Sesleri ne kadar iyi duyduğumla değil de ne kadar beni ele geçirdiğiyle ilgileniyorum. Bağımsız olmanın gücüne de inanıyorum. Birinin yetersiz teknik imkanlarla tek başına bir evde oturup bir sürü şarkı yapması, süpriz bir zamanda keşfedilmesi, büyümesi ve takdir edilmesi, böyle sert bir endüstri içinde tek başına Don Kişot gibi kendine bir yer açması bana büyüleyici geliyor.

Fotoğraf: Okan Çimen

Hav Hav! ete kemiğe bürünse nasıl birine benzerdi?

Scott Pilgrim’le Charlie Brown arasında bir yerde olurdu bence.

Grubunuz için hayaliniz ne? Hav Hav!’ı nerede görürseniz hayaliniz gerçek olur?

Aslında yakın zamanda Wavves’le çalmak bir çeşit hayal gibi bir şeydi. Çok büyük hayallerim yok sanırım. İnsanların çok sevip sahiplendiği birkaç şarkı yapmak yeterli benim için.

Hav Hav!’dan yakında neler duyacağız?

Ağustos’ta bir single çıkarıyoruz ve diğer şarkılarımızdan biraz farklı bu sefer. Ardından Eylül’ün ilk haftasında yeni albümümüz ve Ege Uysal yönetmenliğinde çok güzel bir klip geliyor.

O mu, bu mu yapalım.

Samimi küfür mü, iltifat mı?

Samimi küfür.

Tokalaşmak mı, yanak yanağa mı?

Yanak yanağa.

Uykusuzluk mu, açlık mı?

Uykusuzluk.

Platonik mi, hayal kırıklığı mı?

Platonik.

Mesajlaşmak mı, aramak mı?

Mesajlaşmak tabii ki

Bana ne mi, sana ne mi?

Bana ne.

Hav Hav!’ı takip edin.

CZZ WORKS
Uluslararası bağımsız yayın